Sen küçük bir kasabada büyüdün. Ne güzel anlatıyorsun! Bir de yazsan... Çocukluk, yeniyetmelik yıllarını hatırla. Deneyimlerini kullan. Yabani meyve tadında yazılar olsun. Hayatın anlamlı ayrıntılarını yakala. Mini gözlemlerini tohum et. Her şeyi unut, kendine dön, asli meselelere yönel, sade bir insan ol. Düşünürken hisseden ve hissederken düşünen bir adam... Yazılarında sen olmalısın. Metne kalbin, vicdanın, hayatın sızmalı. İçine kalbini koy hikâyelerinin. Zorlamasız, yapmacıksız öyküler yaz ki okuyan kendini bulsun sayfalarında.
Seni ilgilendiren temel konu ne? İnsan öyle mi? Ne güzel... O halde insanı tanımalı, insanı tanımlamalı, insanı anlatmalısın. İnsandan yola çıkarak öncelikli temel sorunlara gitmen mümkün. Dikkat ettim, daha önceki yazılarında da en önemli konu yine insan olmuş. Ekser yazılarının başında da, sonunda da insan var. Gerçi bir yazarın şu ve şu konularda yazılar yazayım demesi fazla bir anlam ifade etmiyor. Sanatkâr, âleminde büyüyen ve gün ışığına çıkmak isteyen ne varsa onu vermeli. Sanatın ruhu olan samimiyet ancak bu yolla gerçekleşebilir.
Hayır, asla! Çatal kazık yere batmaz. Hem hikaye hem deneme olmaz. Seç birini, türünü netleştir. Deneme türünün babası sayılması sebebiyle adı anılan Montaigne dışında sadece denemeleriyle edebiyat alanında önemli isimler sırasına girmiş yazar hatırlıyor musun? Evet, pek az... Bence hikaye yazmalısın. Denemeci yönün, fikri birikimim hikâyelere sinecektir, o yeter... Düşünceler, duygular tahkiye yoluyla da verilebilir... Tahkiye, evet. Şimdi anlatı falan da diyorlar… Tamam, seni anlıyorum, ün için yazmamalı kişi. Adının anılması için çaba harcama. Fakat hakikati gör, okur kitleni büyütmek için üne de ihtiyacın olacak.
Öykülerin hakkında söylenenleri, yazılanları görmüyor musun? Sanat eseri sayılabilecek eserlerin onlar. Güzel, sıcak, sarıcı bir üslup yakaladın, üzerinde ısrar etmelisin. Kısa yazmayı seviyorsun demek. Tamam, kısa yaz, ama mutlaka yaz. Mini gözlemlerimi öykü diliyle anlat. Gözden ırak insanları görmeye, tanımaya çalış.
Hikaye türünde anlatım elbette önemli! Öykücü, okuru kendi âlemine davet eder... Yeni bir dünyayı tanımasını sağlar... Olay, üslup gibi unsurlar renk, koku, tat gibi davet edicilerdir. Çiçekler de böcekleri böyle davet ederler... İnsan bir sanat eserini tadı, kokusu, rengi için okur... Verilmek istenen ruh eserin içine sinmişse okur onu bazen hiç farkına varmadan alır...
İnsanı anlat, kendine özgü olan o “tek” insanı... Hatıraların, gözlemlerin, yaşantıların sıcak bir üslupla öyküleşebilir. Olaylarla, karakterlerle, durumlarla düşün, kurgula. Durup ince şeyleri anlamaya vakit ayır. Kısa metinler olmalı bunlar ama güdük de kalmamalı. Dilin yalın, anlatımım duru olsun. Konu uygunsa şiir deneyimini kullanabilirsin, metni tatlandırır.
Hayır, edebiyat kuramları okuyarak vaktini zayi etme. Yararı olmaz. Bir sürü yerli ve yabancı eser okudun zaten. Aşırı okuma yazmanı engeller. Özellikle sanat hakkındaki kuramsal kitaplar insanda tutukluk yapar. Yazmanı engeller. Bütün gücünü konu bulmaya, yazmaya ve tashihe ayırmalısın.
